Hindistan - Mart 2009

Bugun hedef kurkcu dukkanina geri donus : ) Bu dusuncelerle kahvaltiya inip sonrasinda sirt cantami aksama geri almak uzere otelin emanetine birakip cikisimi yapiyorum.
Bugun cok uzak yerlere gitmeyecegim ama buranin metrosuyla yarim saat uzakliktaki 1800′lu yillarin sonlarinda kurulmus meshur Buenos Aires hayvanat bahcesine gidiyorum. Yaklasik 20 gundur buralarda bircok yerel hayvan gordum ve cogunun ismini bile bilmiyorum o sebeple bunlari tanimak icinde iyi bir firsat olacak.
Retiro’dan bir aktarmayla D hattina gecerek Plaza Italia istasyonuna gidiyorum, istasyon cikisinin hemen 50 metre ilerisinde zooloji bahcesinin girisi var. Burada cocuklar ve gonlu cocuk kalanlarla birlikte siraya giriyorum ve siram geldiginde 4 ana bolumu iceren biletimi 15.90 peso odeyerek alip iceri giriyorum.
Bahce gercekten cok guzel duzenlenmis, gezenler icin Ispanyolca agirlikli tabelalarla birlikte giriste verilen Ingilizce aciklamalarin da yer aldigi haritalar yardimci oluyor. Genis bir alana yayilmis olan bahcede kedigiller familyasini hemen ziyaret edip sirasiyla adini bilebilmedigim hayvanlari goruyorum hatta seviyorum bile. Allahtan isirganlik oranlarini tabelalara yazmislar : )
Park icerisinde hem insanlar hemde hayvanlar icin yiyecek imkani var. Hayvanlar icin ozel uretilmis yemekler satin alarak musade edilenlere o bolumun besleme bolumunden yemeklerini onlara verebilirsiniz
Mostralik olarak konan 2-3 penguenin binlercesini dogal ortaminda gordugum icin hafifce siritarak geciyorum ve gezimi tamamlayarak disari cikiyorum.
Bu bolgedeki ara sokaklari biraz gezdikten sonra geldigim gibi metroyla geri donerek Florida caddesine geciyorum.
Kendime alacagim son hediyeliklere bakiniyorum ve birkac eski tango cdsi, Butun Arjantinlilerin bayilarak ictikleri, her otogarda, durakta termoslarina sicak su tazeledikleri ve icimi icin sifali dedikleri Mate cayi ile ozel bardagindan alarak bir kac baska sey daha aliyorum ve kendimi unlu dondurmacilardan birine veda dondurmasi yemeye atiyorum.
Envayi cesitten olusan dondurmami yedikten sonra otelime giderek sirt cantami alip havaalanina gitmek uzere Retiro otogari yakindaki Madero caddesinin basindaki Manuel Tienda Leon sirketinin terminaline yuruyorum.
19.30′da kalkan servisle etrafimi son kez seyrederek yaklasik 45 dakika sonra Ezeiza havaalanina variyorum. Check-in yaptirmak uzere ankoya gittigimde her zamanki gibi Iberia’nin 1.20 saat rotarli oldugunu ogreniyorum.
Hic sasirtici gelmedi, Iberia her sekilde muhakkak rotar yapiyor, umarim Ipek’in basina buraya ilk geldigi zamanki gibi uyuk rotarlar denk gelmez.
Bugun, bu gece Patagonya ve Tierra Del Fuego gezimin son gunu, arkamda Ates Topraklarini biraktim ve tabiiki buralara doyamadim.
Gitmekte guzel, donmekte. Daha evvel de dedigim gibi bazende onemli olan sadece yollardir, yollardaki yasanmisliklardir.
Iste bu duygularla Arjantin’i geride birakiyorum, kimilir bir gun tekrar buralara gelirim
Adios Argentina ….
Not: Malzeme sponsorum Hikmet Baskir Sport’a tesekkurlerimi bir bor bilirim :)))
Sabah cok guzel bir kahvaltidan sonra bugun tatil oldugu icin rahatca dolasabilecegimi dusundugum La Boca ve San Telmo bolgelerine yurumeye karar veriyorum. Yollar super, ne arac var ne de insan. Guzelce en uzak yer olan La Boca´ya gidiyorum. Etraf gittikce fakirlesiyor, yol kenarlarinda yari ciplak cocuklar, yikik eski binalar. Biraz tirssam da sonra alisiyorum. Buralar icin rehber kitaplarda epey dikkatli olun diyorlar zira her an kendinizi bir senaryo icerisinde bulup mesela ustunuze birisi birsey sey atip sonra bir baskasi “Aaa bak ustun pislenmis” diyte yardim ! etmeye kalkabilir. Tabiiki bir muddet sonra bir baskasi aniden yaniniza gelip cantanizi kapmaya calisabilir ya da yankesicilik yapabilir.
San Telmo bu konuda cok unluyken La Boca icin daha tehlikeli olabilir yaziyor ve hava karardiktan sonra yalniz basiniza buralarda dolasmayin diyor.
1 saat kadar sonra La Boca girisindeki buranin en unlu futbol takimlarindan olan hatta dun sampiyon oluslarina ve cilgin kutlamalarina sahit oldugum Boca Juniors takiminin stadina geliyorum. Buranin etrafinda guzel parklar var. Hemen stadi sagima alip guneydogu yonune dogru nehir uzerindeki eski bir kopruye dogru ilerliyorum, yarim saat daha yurudukten sonra nehir kenarindayim.
Burada her birinin eskiyen digeri yerine yapildigi belli olan 3 kopru var. Bunlarin icindeki en eskisi yapildigi yila gore harika bir mimari gorunum sergileyen celik konstruksiyon “Nicolas Avellaneda” koprusu, yapisi biraz degisik. Kopru ortasi su an yerinde olmadigi icin sanirim bir vinc sistemiyle calistigini ve yukariya kadar cekildigini dusundugum bir orta bolumden olusuyor. Burada biraz foto cektikten sonra unlu Caminito evlerinin oldugu bolgeye dogru yuruyorum.
Bolge gercekten her acidan renkli, etrafta eski bir liman ve cevresinde o zamanki Italyan gocmenlerden kalan eski liman evleri. Evlerin disi rengarenk boyali, bazilarinin altlarinda kafeler lokantalar var. Bu bolgede her kose basinda tango yapilan veya canli yoresel sarkilar soylenen eglence mekanlariyla cokca karsilasabilirsiniz. Buralarda Tango gosterilerinin yapildigi ozel tiyatro / lokantalarda var ama buralar icin onceden rezervasyon yaptirmaniz gerekebilir.
Benim gitmedigim ama web adreslerini ogrendigim iki tanesi sunlar;
www.bocatango.com.ar ve www.tangoartefaillace.com.ar
Etrafta harika Tango gosterileri seyrettikten sonra rotayi tekrar San Telmoýa dogru ceviriyorum.
San Telmo´da buralarin en buyuk kilisesi olan San Pedro Telmo kilisesi var. 1806 yilinda yapilmis ve epey buyuk bir kilise, hemen ilerisinde Dorrego Meydani denen sokak kafeteryalarinin oldugu bir meydan var, su an hatta orada limonatami icip bu yazilari yaziyorum.
Bu bolge ogrendigim kadariyla lokantalari ve gece hayatiyla unlu, ayrica eski Milongalarin yani eski populer sarkilarin soylendigi ya da Tangolarin yapildigi 10-15 tane eski mekanda mevcut.
Ayrica bolgede bazi muzelerde var ve buna ornek olarak Museos De Antiquedades y Ferias ile Arte Del Fileteado verilebilir.
Buradan sonraki hedefim ise hava kararmadan once restore edilerek lokantalar ve gezi alanlarinin yapildigi eski bir liman ve doklar bolgesi olan Puerto Madero´ya gitmek ve sonrasinda otelime donmek.
Sinir olmus ruh halinden kendimi biraz cikartarak yeni otobusumle yolculuguma basladim, guzel olan nokta bilet alirken butun koltuklar kirmizi renk ile dolu olarak isaretli gorunurken yanim bos ve ben bu sayede yayila yayila gidiyorum. Servis ve hizmetlerde gayet iyi, her zamanki gibi zilyon tane sekerli zimbirti ikram ettiler ve iki tanede yeni vizyon filmi seyrettirdiler. Artik Ispanyolcayi soktum : ) isteklerimi soyleyebiliyorken verilen cevaplardan bir iki tane kafama gore anlayabildiklerimden yakalayip gerisini sallayip guzel bir kurgu sonucunda kendimi eglendirebiliyorum.
Film seyrederken caprazimdaki koltukta oturan abi her komik sahne sonrasi bana bakarak benim gulup gulmedigimi kontrol ediyor ve Ispanyolca birseyler soyluyor sonra beraberce guluyoruz.
Yolculuk boyunca pencereden Arjantin Doga Belgeseli seyreder gibi cevreyi seyrediyorum, Patagonya sonrasi buralar artik Pampa isimli bolgeler, kismen dumduz topraklar varken bazen yerini inanilmaz yesil verimli arazilere birakiyor. Bazi bolgelerde cok buyuk arazilerde her turlu meyva yetistiriciligi oldugunu gorebiliyorum. Aksam uzeri gunes batarken cok buyuk bir gol yanindan geciyoruz ve gunesin turuncu ve kirmiziya calan renklerinin golun uzerindeki yansimalari bir harika.
Gece yavas yavas geldi ve bu sefer otobusunde isiklarinin kapanmasiyla harika bir yildizli gokyuzu gormeye basliyorum ve bu goruntulerle birlikte artik uyku vakti geldi .
Tam 23 saat sonra cok dakik bir sekilde Buenos Aires´teki Retiro isimli ana otogara giriyoruz, yolculuk gayet guvenliydi, soforumuz asla 90 km hiz sinirinin uzerine cikmadi.
Otogar gercekten cok buyuk ve duzenli, buradan butun Arjantin ve cevre ulkelere bilet bulmak mumkun. Xmas yuzunden ortalik epey kalabalik, hatta bizdeki bayram tatillerindeki gibi oraya buraya kosusturan insanlarla dolu. Bir ara bu kalabalikla “Bayramda nereye gidiyorsunuz?” gibilerinden roportaj yapan televizyon kanallarida var, bende bunlar sayesinde sirt cantali bir konu mankeni oldum.
Simdi dogruca otelimi bulmaliyim, tahminime gore otogara oldukca yakin bu sebeple yurumeye kara veriyorum. Retiro´nun hemen yakinindaki ilk bolge finans ve is merkezi gibi yuksek yeni binalardan olusan bir bolge buradan hemen sonra turistik bolgeler basliyor.
Otelim internetten rezervasyon yaptirdigim Grand King Oteli. Kisa bir sure sonra otelimi buluyorum ve internette 2.5 yildiz olarak gorunen otelin kapisinda 4 tane yildiz oldugunu fark ediyorum : )
Resepsiyondaki kadin listeden ismimi buluyor ve anahtarimi veriyor. Guzel girisli otelimde 6. kattaki odama cikinca 1 yildiz bile etmeyecek bir odayla karsilasiyorum hemde yataklari duduk gibi ayrica pis gorunumlu ve sigara kokan bir oda. Hal boyle olunca tabiiki dogruca resepsiyona yoneliyorum ve durumu anlatiyorum bunun uzerine kadin biraz bana baktiktan sonra hicbirsey demeden eski anahtarimi alip yerine manyetik ozellikli kartli anahtarimi veriyor. Bu sefer odam 4. katta olup daha koridora geldigimde sanki baska bir yerdeymisim gibi etrafta guzel isiklar, guzel dekoratif resimler filan var daha da sasirdigim an odaya girdigim an. Duvarlar cok guzel, oda gayet guzel dekore edilmis tertemiz hatta plazma televizyonum bile var. Deminki odayla uzaktan yakindan alakasi yok. Demek ki 4 yildizla 1 yildizin ortalamasini alip 2.5 yildiz demis internet sitesi : )
Biraz dinlendikten sonra kesif gezilerime basladim, otelin hemen yaninda buranin Bagdat Caddesi denebilecek Florida Caddesi var ve bu cadde uzerinde unlu alisveris merkezi Galeria Pacifico var. Iceride cok guzel tavan resimleri oldugunu bildigim icin hemen bunlari gormek uzere iceri giriyorum. Daha evvel Ipek´in soyledigi gibi iceride birde kocaman yilbasi agaci var, biraz fotograf cektikten sonra kendime yemek bolumunde guzel bir yer bulayim derken bir anda her yer kapanmaya basliyor, daha 4 saat var derken meger xmas tatili oncesi bizdeki yarim gun tatile benzer bir uygulamayla erkenden tatile giriyorlarmis. Apar topar ac bir sekilde disari atiyorum kendimi. Butun sehirde yasam durdu, her yer kapandi. Sokaklar bosaldigi icin biraz daha rahat bir sekilde gezebiliyorum ve bir muddet sonra unlu buyuk caddelerinden bir olan Av. 9 De Julio´nun orta noktasi civarinda tam meydanin ortasinda kocaman bir Obeliskle yani dikilitasla karsilasiyorum. Bizdeki antik dikiltaslardan olmasada gayet guzel bir mimarisi var ve her yerden gorulebiliyor. Birazda burada fotograf cektikten sonra Obelisk yakinlarinda yasli amca ve teyzelerin hizmet ettigi cok eski bir confiteria buluyorum ve birseyler atistirip icmek uzere buraya oturmaya karar veriyorum ve hava kararip otelime donene kadar burada dinlenip keyif yapiyorum.
Sabah erkenden uyanip son hazirliklarimi yapip kahvaltiya gittim. Kahvalti sonrasi Noel yuzunden cok hareketli gunler oldugu icin internetten BA icin rezervasyonumu yapayim dedim. Yolculuk sirasinda onceden gittigi icin Ipek’ten bazi faydali tuyolar geldi. Buna gore Ipek kesinlikle kendi kaldigi oteli tavsiye etmiyor, dandik bir yerdi diyor ve mumkunse Hipolito Yrigoyen caddesi civarinda bir yer bulmami tavsiye ediyor. Bunun uzerine tahminimce o bolgeye yakin 2-3 otel belirliyorum ve biraz daha pahali olsa da geceligi 50 dolara iki gece icin rezervasyonumu yapiyorum.
10.15′te kalkacak otobusum icin yarim saat onceden bir taksiye atlayip otogara gidiyorum. Taksici amcayla tarzanca sohbetimiz ayni sekilde Aaoo Turkiyaaa olarak devam ediyor. Otogarda otobusumu beklerken saat 10.00′da Buenos Aires’e kalkan benim firmam El Valle’den goruyorum ve sakatlik olmasin diye biletimi gosteriyorum, muavin bekle bekle daha var baska otobus diyor bende biraz vakit gecireyim diyorum ve cevrenin, otobuslerin filan fotograflarini cekiyorum. Saat 10.15 oluyor ama bizim El Valleden haber yok, her zamanki gibi burasi ara bir yer oldugu icin gecikmistir diyorum sonra diger kalkan otobuslere bakip yazihaneye ne zaman gelecek diye sormaya gidiyorum. Yazihanedeki adam beni sok ediyor, senin otobus gitti diyor, ben saskinlikla baka kaliyorum, nasil olabilirdi ki yarim saattir buradayim. Adam sonra bak senin firman Via Bariloche diyor adama nasil olabilir ki bileti aldigim yer El Valle, biletin tepesindeki logolarda da ayni firma var ve hatta 10 otobusune de sordum diyorum ama yok gitti , biletin bilmem neresinde via bariloche yaziyor yapacak birsey yok diyor. Sinir olmustum goz gore gore 2 dakikayla kacirmisim otobusu, ustelik o otobusun fotografini da cekmistim iyice sinir oldum. Bu ruh halinde ortaligi biraz karistirdiktan sonra 2 saat sonrasi icin bos yer oldugunu ve bilet verebileceklerini soylediler ama bir sartla %30 ceza keserek. Gicik olarak 255 peso odedigim biletin uzerine 41 peso daha vererek yeni biletimi aldim, hemde daha kotu koltuklu bir otobuse.
Arjantinde henuz tam olarak bilemedigim bir otobus duzeni var, ulke dahilinde bazilari bolgesel bazilari genel olmak uzere farkli bir cok otobus sirketi var, bu sirketlerin bir kismi kendi aralarinda bir kooperatif gibi birseyler olusturmuslar. Siz herhangi bir sirkete bilet almak istediginizde bunlar kendi ust gruplarina ait baska bir firmadan bilet satabildikleri gibi kendi firmalarindan da satabiliyor. Benim ornegimde Via sanirim birlik sirketin adi ve hem Via Bariloche hemde La Valle ayni yerden birbirlerinin biletleri satabiliyorlar. Siz siz olun aldiginiz firmaya, aldiginiz yere, logolara v.s. dikkat edin. Hatta isterseniz ogrenebileceginiz bir ipucu da var o da otobuslerin yan ve arkalarinda 4 haneli bir sefer numarasi var, bununlada cifte kontrol yapmis olabilirsiniz.
Ilk bindigim Andesmar ise sanirim ust kalitede bir sirket oldugu icin kendini birlik sirketlerden ayri tutuyor ve biletini sadece kendi satiyor. Temkinle eklemem gerekir Andesmar logosunun yaninda simdiye kadar hic rastlamadigim Tramat diye de bir yazi var.
Bu kil olmus duygularla birlikte otobusume biniyorum ve yaklasik 23 saat surecek yolculuguma basliyorum.
Buralar Isvicre’nin Guney Amerika tiplisi gibi bir yer. Etrafta Alplere benzeyen And daglarinin uzantisini gorebilirsiniz. Yine cevredeki kayak tesisleri, doga sporlari merkezleri, kafeler, lokantalar Alplerdeki tarza cok benziyor.
Zamaninda Guney Amerikaya ve Sili taraflarina ilk yerlesen gocmen Almanlarin ozellikle buralara gelmesiyle buralar diger sehirlerden cok daha farkli gelismis.Ancak icinde bulundugumuz son yillarda asiri ilgiden nasibini alarak o guzel dokusunu kismen kaybetmis. Guzel ahsap kucuk binalarin yaninda cok cirkin yuksek beton binalar yapilmis, duzgun dukkanlarla birlikte kaba gorunumlu dukkanlarda acilmis. Sehrin yuksek kesimlerindeyse nefis dag ve gol manzarali mustakil evler var. Ama herseye ragmen buralar gorulmeye deger.
Bariloche’de onemli olan seyler arasinda cikolata bas sirayi aliyor. Her kose basinda birbirinden kiskirtici vitrinleriyle bir suru cikolata dukkanlari var. Bunlarin onunden gecerken kedinin kasap dukkanina yapistigi gibi bende yapisiyorum, insan neyi yiyecek sasirip kaliyor. Kendimce cesitler deniyorum tam baska bir dukkanin onunden gecerken bu sefer yine Tum Arjantinde unlu olan dondurmacilarin onunden geciyorum ve buralarida deniyorum.
Sehir gezim sirasinda bir genclik muzik - spor senligine denk geldim, her yerde uzerlerinde tek tip kayak montlari olan liseli gencler var, sanirim okullarinin da tatile girmesiyle birlikte cok unlu bir genclik festivaline katilmaya gelmisler.
Burada yapilabilecek etkinlikler arasinda cevredeki milli parklarda ozellikle Nahuel Huapi golu ve milli parki cevresinde trekking, kaya tirmanisi, dag bisikleti, dalis, ruzgar sorfu, rafting, kano, balik tutmak, at ile geziler, uzum baglari ve sarap uretim ciftliklerine geziler sayilabilir.
Biraz evvel yazdigim Nahuel Huapi milli parki buralarda onemli bir kisi sayilan ve kendini Patagonya’ya adayan hatta Perito Moreno isimli buzula verilen adindan da hatirlanacagi uzere Francisco Pascasio Moreno tarafindan 1934 yilinda olusturulmus.Moreno’nun calismalari, orjinal masasi, park icin bagis toplayabilmek uzere yazdigi mektuplarin kopyasi gibi bir cok onemli konunun sergilendigi Patagonya muzesini Centro Civico denen sehir merkezinde bulabiliriniz. Buralarda dendigi uzere bu muze belkide Arjantindeki en iyi muzeymis.
Aa unutmadan birsey daha ekleyeyim; Buralarda ilk defa trene rastladim, tren yolu ve Bariloche istasyonu bir Almanin onculugunde cok eskiden yapilmis. Su an buradan sadece en doguda ki Viedma’ya 16 saatlik bir yolculuk yapabiliyorsunuz. Benim gibi tren sevenler icin bir de buharli trenle gunubirlik tur etkinligi de var.
Cikolata almak isteyenler icin benim denedigim ve kutu kutu cikolatalarini aldigim Rapa Nui ve Mamuschka dukkanlarini cok tavsiye ediyorum, hatta bence ornek olmasi acisindan www.mamuschka.com adresine bir goz atmanizi tavsiye ederim.
Guzel yemekler yemek istiyorsaniz yine benim denedigim Pilgrim ve 1970 yilinda acilmis La Girafe isimli kucuk lokantayi tavsiye ederim. Fiyatlar gayet makul.
La Girafe’ta yemek yerken baslangic olarak yore peynir ve salamlarindan olusan bir tabak almistim, bunun yaninda ne oldugunu anlamadigim limonlu, portakalli, greyfurtlu buzlu karisim gibi bir icecekte getirdiler. Sonradan ogrendigim bu icecegin adi Daikiri imis.
Gecenin ilerleyen saatlerinde otelime giderken bir baska lokantanin onunde bazi arazi araclari dikkatimi cekti. Uzerlerinde Brezilya’dan dunyanin sonuna 4×4 ekspedisyonu yaziyordu, anladigim kadariyla bu ekip fotograf ve doga uzerine bir araya gelmis bir ekipti, tam araclarinin uzerindeki web adreslerini not ederken lokantadan iki kisi disari cikti. Huop ne oluyor diyeceklerini beklerken bu sefer kendimi portekizce anlamaya ve konusmaya calisirken buldum. Benim araclariyla ilgilenmem hoslarina gitmis o sebeple konusmak, tanismak istemisler eh tabii ne kadar becerebildiysem biraz sohbet ettik. Nereli oldugumu sorduklarinda ve Turkiye dedigimde yine herzamanki hos tepkiyi aldim; Aooo Turkiyaaa, buenoooo. Kisa surelik arkadaslarima 2009′da Brezilya’ya gidebilecegimi anlattiktan sonra bana ani olsun diye bu turlarina ait promosyon sapkalarindan hediye ettiler.
Odama guzel duygularla dondukten sonra yarin ki Buenos Aires yolculugum icin toplanmaya basladim.
Kisa sureli canta hazirlik faslindan sonra otobus gelene kadar sirt cantami otogardaki emanetciye birakayim dedim, mutlu mesut otogara geldigimde aslinda burada emanetci olmadigini ogrendim, Ispanyolca La Consigna demem de, otobus sirketinden yardim istemem de bir ise yaramadi ve kos kos kaldim. Yaziyi yazdigim su siralarda otogar polis odasinin onundeki banklarda calismayan bavul inceleme X-Ray cihazi manzarali bir yerde oturuyorum ve hemen yanindaki prizden ve birisinin kacak telsiz internetinden yararlaniyorum.
Otobus vaktinde geldi ancak disarida cok kuvvetli bir firtina cikti, hemen cantayi otobuse vererek yerime gectim. Yolculuk arkadaslarim arasinda minibusteki Alman aile de vardi, onlarda benim gibi Bariloche’ye ulasmaya calisiyorlardi ancak sonrasinda cok daha fazla zamanlari oldugu icin kuzeye Salta isimli sehire gideceklerdi.
Ogleden sonra 2 civarlarinda nihayet Bariloche’ye vardik. Herzamanki gibi bir sonraki gezi yerim icin bilet bakmaya basladim. Mendoza’ya gitmeyi dusunuyordum, biraz inceleme yaptiktan sonra noel yuzunden otobuslere asiri talep oldugunu gordum bu yuzden Buenos Aires’e vaktinde varisim tehlikeye girebilirdi onun icin planlarimda revizyona gidip sakata gelmemek icin Mendoza ve kuzey gezimi bir baska Guney Amerika gezisine birakarak buruk bir sekilde ayin 23′une El Valle firmasindan sabah 10.15 otobusuyle Buenos Aires’e gitmek uzere biletimi aldim.
Otogar icindeki reklam brosurlerinden kalacak yer alternatiflerini belirleyip hemen 2 km otedeki sehir merkezine yurumeye basladim. Etrafta birkac otel bakindiktan sonra hemem merkezde bulunan Hosteria Sur isimli yerden geceligi 100 pesoya iki geceligine bir oda tuttum veson gunlerin yorgunlugunu biraz olsun atabilmek icin odama cekildim.
Gecenin bir korunde beklenmedik bir sekilde odaya dalan kokarcanin odayi yikan kokusu yuzunden uyku muyku kalmadi, sevgili kokarcamiz iki ayakli olup muhtemelen elbiseleri ve ayakkabilarini 5-6 aydir cikarmamis olabilir.
Sabaha karsi 4.30′da bogularak esyalarimla birlikte kendimi odadan disari attim ve cigerlerim kendine geldikten sonra mutfagin onunde cantami hazirlayarak dag faaliyetimden kalan yiyeceklerimle kahvaltimi yapip disari ciktim. Minibus 5.30′a gelecek ama ortalikta inler cinler mac yapiyor.
Kaldigim yeri otobus sirketine soyleyemedigim icin onlara Los Bilmem ne Supermarketos’un onu diye belirtmistim. 15 dakika daha bekledikten sonra minibusum geldi, ortada daha sanki 15 kisi daha varmis gibi titizlikle biletimi inceledikten sonra cantami aldilar ve yola ciktik.
Minibuste Alman bir aile, iki Ingiliz kiz ve Arjantinliler olmak uzere 11 kisiyiz, yolumuz Arjantin’in en batisindan en dogusuna yani Atlantik okyanusu kiyisindaki Piedra Buenas isimli sehire dogru tamami toprak olan yoldan 5.5 saat kadar surecek. Kus ucmaz kervan gecmez bir yolda hoplaya ziplaya toz toprak icinde 2 saat kadar yol aldiktan sonra ayni kovboy filmlerinde oldugu gibi terkedilmis ve etrafinda sari kuru otlarin ucustugu bir yerde soforumuz ihtiyac molasi verdi. Herkes kendine yikik bir bina secip ihtiyaclarini giderdikten sonra yola tekrar cikarak 3.5 saat sonra sirin bir gorunumu olan Piedra Buena’ya vardik. Hemen kendimi Bariloche icin bilet almak uzere tavsiye edilen Andesmar isimli sirketin yazihanesine attim ancak korktugum basima geldi ve aci gercegi yani butun yerlerin dolu oldugunu ogrendim. Bunun uzerine yazihanedeki kadinla tarzanca cabalarimla sen istersen yol uzerindeki Comodor Rivadavia’ya git oradan bilet bulabilirsin dedigi sonucunu cikardim. Koltuklara sigma ozurlu bir insan oldugum icin Grande Asiento gibi bir sey diyerek genis aralikli bir yer istedim bunun uzerine kadin anlamis olacak ki butun Arjantin boyunca bir daha denk gelemeyecegim ozel deri koltuklardan olan alt kattaki faras gibi genis koltuklu bolumu olan bir servisten bilet verdi. 99 peso odedigim bu 7.5 saatlik yolculuk boyunca jambonlu peynirli sandvicler, kekler, soguk ve sicak icecekler ikram edildi hatta aksam saatlerinde karamelli biskui, portakal receli, meyvali enerji gofretleri, akide sekeri ve greyfurt suyundan olusan bir ikindi kahvaltisi bile sunuldu.
Muavinle tarzanca denemelerim sonrasinda varacagimiz Rivadavia’dan Bariloche’ye bugun baska otobus olamayacagini ancak yarin sabah gidebilecegimi ogrendim. Eh yapabilecek birsey yok, gercektende vardigimizda otobusteki benimle ayni durumdaki Arjantinli bir kizin yardimlariyla bir cok alternatif baksak ta nafile oldu ve yarin aksam 22.30 icin Don Otto isimli bir firmadan 145 pesoya Semi Cama denen bizdeki otobuslerdeki koltuklardan daha fazla yatabilen koltuklardan biletimi aldim, bu koltuklarin Cama olanlari zaten daha evvel Andesmar’dan aldigim idi.
Simdi artik sira bu gece kalacagim yeri bulmaya gelmisti, bu noktada otogarin iki blok otesinde 40 pesoya bir aile pansiyonu buldum. Kisa bir molanin ardindan aksam yemegi yemek uzere hemen kosedeki Bom Bife isimli sempatik ve sade gorunumlu lokantaya gittim. Saat 23.30 olmasina ragmen hala insanlar yemek yemeye geliyorlar. Genelde yerel biralar, patates kizartmasi ve puresi, ustune kocaman kizarmis yumurta konan geleneksel etler ve yeme de yat cinsinden envai cesit tatlilar yeniyordu bende bunun uzerine lokantaya ismini vermis olan ya da tam tersi
Petit Bom Bife soyledim ve yaninada tabiiki buralarda vazgecemedigim Papas Fritas. Bu geceyi de bu sekilde tamamladim.
Sabah otobusumu kaciririm diye pek uyuyamadim, ustelik geceyarisina kadar kaldigimiz yerin bilgisayarinda gezgor.com’u guncelledim.
Saat 7′de toplanmamizi tamamlayip kahvaltiya gittik, bu sefer kadin kahvalti icin para istemedi ama muthis hesap kabiliyetini sergiledi. Kendi hesabimi kapatmak icin duvarda dolari 3.3′e aliriz yazilarina karsilik 100$ verdim ve toplam 251.5 tutan hesabimin ustunu beklemeye basladim, hatta kolay olsun diye 1.5 bozuk para da verdim ancak kadin bloke oldu, 80 pesoyu bir turlu hesaplayamiyor, olmadi hesap makinesi aldi yine olmadi yardim cagirdi sanki trigonometrik hesap yapiyormus gibi vee sonunda 80′imi verebildi.
Kahvaltimizin ardindan sira vedalasmaya geldi, sagolsun Ipek beni can yerimden vuran bir hediye verdi; Antarktika resimli bir kitap ayraci, ahh ah bir gun oraya da gidecegimmm.
Vedalasma sonrasi ben otobusun kalkacagi yere dogru tirmanmaya basladim ve saat 08.00′de El Chaltene dogru 3.5 saat surecek yolculuguma basladim.
Saat 11.30 sularinda El Chalten girisindeki Milli Parklar kontrol noktasinda durduk. Herkes iceri girerek park ile ilgilili Ingilizce ve Ispanyolca olarak iki farkli yerde verilen brifingi dinlemeye basladi.
Burada adamlarin doga bilincini bir kere daha fark ettim, bizim dagcilik kulubunde verdigimiz egitimdeki gibi bilgiler veriliyordu. Sigara atmayin, coplerinizi geri getirin, dislerinizi su kaynagindan en az 100 adim otede fircalayin ki su icindeki mikro organizmalar zarar gormesin, sehirdeki kopekleri beslemeyin ki dagda sizi takip edip diger canlilara zarar vermesin.
Butun bu bilgiler sonrasi bugun ve sonaki gunler icin basinc ve hava degisim bilgilerini de aldiktan sonra 600 kisinin yasadigi El Chalten kasabasinin merkezine dogru hareket ettik.
Aksam olana kadar bir sonraki duragim olan Bariloche icin bilet aradim ancak bu hafta butun otobuslerin dolu oldugunu ogrendigimde yikildim. Sonra bari tirmanis icin enerji olsun diye spagetti ve patates kizartmasindan olusan bir ogle yemegi yiyerek yeni planlar dusuneyim dedim.
Yemek sonrasi oradaki uc firmadan biri olan Caltur firmasindaki kizin onerisiyle birlikte La Lengas isimli firmanin ulkenin en dogusundaki Atlantik okyanusu kiyisindaki Piedra Buena isimli yere 6 saatlik bir yolculuk yapmak uzere minibusune bilet aldim.
Oradakilere gore Piedra Buena’da 4 sirket oldugu icin ve buralarin tersine oralardan sonra yol asfalt oldugundan kolayca! gidebilecektim.
Biraz rahatlamistim, sira artik yapacagim 2 gunluk trekking icin yiyecek almaya gelmisti ve cevredeki bir marketten hemen jambon, sosis, kasar peyniri, cikolata v.s. alarak sirt cantami sirtlanip yola koyuldum.
Hedefim 10 km otedeki Camp Agostini isimli yer, egim yumusak ve tabelalara gore 2.5 saatte varmak mumkun ama Sili’de ki tabela macerasindan sonra temkinliyim.Bu sefer tabelada farkli olarak cevrede gorebilecegim hayvan turleriyle de ilgili bilgiler var. Bu bilgilerden bir tanesi her yerde resmini gordugum Pumalarla ilgiliydi. Uyari olarak Puma yazan yerin karsisinda soyle yaziyordu; Sayet Puma gorduyseniz cok sanslisiniz
Etraf gorsel olarak cok guzel ve rahat. Gercekten 2.5 saat sonunda buralardaki en onemli zirvelerden biri olan Cerro Torre isimli dagin hemen yani basindaki Laguna Torre isimli golun oradaki kamp yerime hava kararmaya baslarken varmistim. Park girisinden aldigim basinc degisimleri bilgisinden tahmin ettigim uzere firtinamsi esen bir ruzgarla karsilastim, hemen cadiri sabitleyerek kurup icine girdim, hava biraz durulunca Istanbuldan bu yana cantamda tasidigim erzaktan kendime guzel bir bulgur pilavi yaptim hemde soslu sosis suyuna, arkasindan da jambonlari lupletip uykuya cekildim.
Sabah gerine gerine uyanip epey yavastan alarak cevreyi gezip fotograf cektim, etrafta gunubirlik buralari gezen insanlar vardi sonra toplanip saat 16.00 civarinda buralarin yakinindaki diger bir rota olan goller bolgesindeki Poincenot kampina dogru yurumeye basladim. Dunkunun aksine bu sefer orman icine dogru dik tirmanan bir patikayla karsilastim, sirt cantalarim cok agir oldugu icin yine kaplumbagaya donmustum, kamp yerinden ciktiktan 3 saat kadar sonra buradaki en onemli dag olan Fitz Roy isimli dagin altindaki kamp yerine varmistim, burada kisa sure dinlendikten sonra El Chalten’e geri donmeye karar verdim cunku minibus sabah 05.30′da kalkacakti ve kasabada kalmak gece yurumekten daha dogru olacakti. Sonucta saat 22.00 civarlarinda yorgun argin olarak dunku disinda 20 kilometre daha yuruyerek kasabaya varmistim. Kasabada kamp kuracak guzel yerler varken bu sefer normal bir yatakta yatayim bari diyerek evvelki gun adres sormak icin konustugum bir adamin hosteline gittim.
Yorgun argin iceri girdigimde adam ingilizce bilmedigi icin karisiyla konusarak icinde baska bir kisininde oldugu bir oda aldim, yorgun oldugum icin baska yer aramak istemedim. Sonra aksam yemegi yenen yerde neseyle karisik bir gurultu duydum, meger baska gezgin misafirleriyle birlikte yemek yiyorlarmis. Iceride benim nereli oldugumu konusuyorlarmis, Turkiye deyince buyuk bir nese ve tebrik ile heyecanli sesler yukseldi. Grup neselerinden kolayca tahmin edilebilecegi uzere 2 genc kiz ve bir yasli hanimdan olusan Italyanlardan olusuyordu. Hemen kaynastik hatta oyle bir kaynasmisiz ki yarim saat sonra baska bir sehire gece yolculugu yapmak uzere hostelden ayrilirken sanki aylardir birlikeymisiz gibi bana sarilip opusup iyi yolculuklar diledik birbirlerimize. Son anda ogrendigim kadariyla 60 kusur yaslarinda olan hanim Turkiye’de aralarinda Erzurum, Trabzon, Konya, Rize gibi bir cok sehrimizi gezmis ve buralari cok cok begenmis. Onlari ugurladiktan sonra kapinin onunde gordugum buralardaki ilk kediyi yakalayip guzelce sevdikten sonra dusumu alip yattim.
Sabah kahvaltimiza tereyag ve recel icin Ipek’ten fahis para isteyen suratsiz yardimci kadin sayesinde eglenceyle basladik.
Tur otobusumuze binerek minik sehri dolasip diger katilimcilari topladik. Rehberimiz bayagi konuskan cikti hem Ispanyolca hemde Iingilizce anlatiyor arada bir kontrol amacli olarak sozlerini hiim? Gibi bir ses/soru ile tamamliyor. Bunu daha sonra baska bir milli park tanitiminda da duyacaktim.
Verdigi bilgiler arasinda sunlar var;
Buzul icin gittigimiz yerin yanindaki Lago Argentina isimli gol Guney Amerikanin en buyuk golu olup sehire yakin yerdeki derinligi 40 metre iken bolgedeki ikinci buyuk buzul olan Uppsala onlerinde 1000 metreyi buluyormus.
Havayi sicakmis gibi gorup hadi su golde biraz serinleyeyim demek isterseniz ebediyete kadar serinleyebilrsiniz
suyun buz gibi denmesi lafi burada gercekten hakkini aliyor ve girdikten 2-3 dakika sonra hipotermia gecirerek donmaniz mumkun olabiliyor.
Guney Amerika’daki en buyuk gol Bolivya - Peru sinirindaki Titicaca golu olup su anki Gezgor ekibi 5 yil once orayi gorerek ve hatta icinde sal ile gezinerek boylarini goge erdirmis bulunmaktadir. Buralar ile de ilgili yazilari artik dondukten sonra eklerim diye dusunuyorum.
Buralar yani Patagonya’nin Santa Cruz bolgesi 1927 yilinda olusmaya baslamis, son 10 yilda eylul - nisan aylari arasindaki yuksek sezon / yaz zamaninda gelen kisi sayisi 300.000′i buluyorken bolgede 20.000 kisi yasiyormus.
Bolge step, orman ve Macellanik orman olmak uzere 3 tip bitki ortusune ayriliyormus. Tabii burada etken olan unsur bence yazlari 100 km hizla esen ruzgar olsa gerek, ayni ruzgar kisin kesiliyor ve yerini yogun kar yagisina birakiyor.
Cevredeki en buyuk ciftlik 70.000 hektarlik Anita isimli bir ciftlik olup 500 kisi calisan devletin yonetimindeki bir ciftlikmis, eyaletteki en buyuk ciftlik ise Italyan Veneto ailesine ait 200.000 hektarlik Condor isimli ciftlikmis. Burada bazi ciftliklerde isterseniz konaklayabiliyorsunuzda, turizm icin bircok imkan var buralarda.
Bu bilgiler isiginda Perito Moreno buzulunun oldugu milli park geldik. Buralara gelecekler icin ufak bir uyari Perito Moreno buzuluyla ayni ismi tasiyan iki yer daha var o yuzden siz buzul icin Los Glaciers milli parkindaki yere gelmelisiniz.
Milli park tum Arjantinde oldugu gibi cok ihtimam ile korunuyor. Etrafta cop kutusu yok, herkes yediginin ictiginin copunu sehire geri goturmek zorunda, milli park girisinde size ozel torbalar ve haritalar veriliyor. Giris ucreti 40 peso olup Arjantinlilere bedava veya 5 peso gibi cuzi bir miktar. Giriste otobuslerin park ettigi yerde cok guzel bir tesis var yemek yiyebileceginiz veya dinleneileceginiz ancak biraz pahali oldugu icin herkes sehirde yaptiklari sandvicleri park icindeki seyir teraslarinda cikarip yiyebiliyorlar.
Bizde onlar gibi yapip kendi yiyecegimizi kendimiz getirdik ama tek farkla, adini “Sunta” taktigimiz otlu buskui, bir iki ivir zivir, diger turistler ise cantalarindan kalip kalip peynirler, envai cesit salamlar, jambonlar, meyvalar cikariyorlar. Utanmazlar cik cik cikk, kedinin cigere baktigi gibi onlara bakip suntami kemiriyorum ve bir daha sefere intikam alip ormana masa donatmaya and iciyorum
Vee buzulun onundeyiz, inanilmaz ihtisamli bir manzara var, ilk caglardan beri biriken buzullar karsimizda. Renkler mavi ve beyaz karisimi, iki buyuk dagin arasina 70 metre yuksekliginde 3 km genisliginde muazzam bir buyuklukte. Buzulun bize bakan kismindan arada bir buyuk bir patlama sesi gibi bir sesle kopan parcanin suya dususunu heyecanla ve alkislarla seyrediyoruz, etrafta herkes mest. Soylenene gore bu buzul kuculmeyen stabil kalan sadece uc buzuldan biri ve dunyadaki en onemli tatli su rezervlerinden birinin kaynagi.
Epey bir fotograf cekiyorum, nereye gitsem nereye baksam diye sasiriyorum. Buralara insanlar gezsin yuruyebilsin diye yeni metal platformlar yapmislar ama dogal olarak buza ulasmaniz mumkun degil bunun icin istiyorsaniz yarim gunluk mini buzul trekkingine yazilabilirsiniz oylece ayakkabiniza takacaginiz dagci kramponlariyla ipe baglanarak belli bir bolgesinde uzerinde gezebilirsiniz.
Hava buzulun ustunden esen sert ruzgarlarin sebebiyle cok soguk, gunes tepemizde olmasina ragmen usutuyor.Epey bir foto daha cekip yukariya dogru geri donuyorum. Yukarida yemeklerimizi yiyip bizi golde dolastirmak uzere binecegimiz tekneye goturecek otobusumuzu bekliyoruz.
Golde buzul etrafinda iki tekne turu yapabilirsiniz. Bunlardan birincisi kuzey kisminda yapilabilecek daha uzun sureli ve pahali bir tur ya da genelin katildigi guney yuzune dogru yapilan 1 saatlik kisi basi 35 peso olan guney turu.
Katamaran teknemizle buzula yaklasinca buzulun heybetini cok daha iyi fark ediyoruz. Tekne kopan dev buz parcalarinin uzerimize dusup alabora olabilecegimizden dolayi tam dibine kadar giremiyor ama biz sanki icinde gibiyiz.Bir saatin nasil gectigini farketmeden geri donuse basliyoruz ve iskeleye yanasip otobusumuze biniyoruz.
Artik Perito Moreno’yu da gormenin mutluluguyla hostalimiza geri donuyoruz.
Bu aksam Ipek ile son gecemiz, o aldigi ucak biletiyle sabah Buenos Aires’e ucarak bir gun sonra Turkiye’ye donecek bende 9 gun kadar daha buralarda gezecegim bu sebeple kendimize guzel bir lokanta bulalim dedik ve klasik tek caddemiz olan Libertad caddesinde dolasirken vitrininden baktigimiz ve iceride bir kadinin enfes bir risotto veya deniz urunleri pilavi karisimi yemegini gorup agzimizin suyu aka aka 1176 numarada ki La Vaca Atada isimli lokantaya karar kildik. Tarzanca Ispanyolcamizla daha dogrusu Ipek’in aldigi birazcik ders ile birlikte lokantamizin isminin “Sisko Inek” olduguna karar verdik
Aah ahhh, menude neler var neler ama ben ki obur insan, gezmekten az yemenin etkisiyle mide kuculmesi gecirip tek yemekle idare etmeye calisiyorum pehh.Bu arada camdan gordugumuz yemek Paella imis ve Ipek’in tabagindan midyeleri de arada tirtikladim kendimde Lomolu bir yemek soyledim.
Karnimizi guzelce doyurduktan sonra yarin ki yolculuklarimizin hazirliklarini yapmak uzere hostalimizin yolunu tuttuk ve bugunumuzu tamamladik.