15 Aralik – Sili’den Arjantin’e / El Calafate

Bugunku yolcululk hedefimiz dunyaca meshur ve Ipek’in gormek icin yillardir hayal ettigi Arjantindeki Los Glaciers milli parkinda bulunan Perito Moreno isimli buzula gidebilmek icin El Calafate isimli sehir. Sehir ismini daha evvelki yazilarimda anlattigim meyvadan almis.
Otobusumuz Cootra isimli sirketten ve bizde onun yazihanesinden istek uzerine check-in yaptiracagiz.
Vay be ne kadar modernler derken yazihanede bir teyze ile karsilastik, teyzenin onunde eski bir bilgisayar var, ustune dantelli guzel ortuler ortmus, bebekler yerlestirmis ve kenara ittirmis.

Teyzemiz rezervasyon kagitlarimizi alip isimlerimizi onundeki elle cizgileri cizilmis defterine tek tek muntazamca isledi ve gercek biletlerimizi verdi. Yazihane icine kurulmus keyif yapan sokak kucu kuculariyla vedalastiktan sonra otobusumuze binip yolculugumuza basladik.
Yol boyunca neler oldugunu hatirlamiyorum ama tek hatirladigim sinir gecisinde gumruk polisi onunde sira beklerken Israili genclerin klasik sira kaynatma, caktirmadan one gecme hareketleriydi.

Artik sanirim bu gezide son defa Arjantine girdim, bundan sonraki gunlerde Paraguay ve Uruguay’a gecmek zor olur onun icin hedeflerimi azaltip rahatlatmaya karar verdim.

El Calafate bu bolgede otogari olan gordugumuz ilk sehir. Otogar girisinde bazi hostallarin reklam kartlarini tasiyan insanlar gelen turistleri karsiliyor, dikkatimi elindeki karti heyecanla ters tutan bir hanim cekti. Indigimizde kendisi banyosu dahil 120 pesoya oda verebilecegini istersek banyo haricte 80′e odasi oldugunu soyledi. Kendisiyle anlastik ve araciyla bizi “Los Dos Pinos” isimli hostalina goturdu.
Odalar ve hostal simdiye kadar gordugumuz en temiz ve sirin yerlerden, kendilerinin yan turizm sirketide oldugu icin Perito Moreno turlari duzenliyorlarmis, eh hal boyle olunca 90 peso’ya kendimizi yarin sabah 08.30′da kalkacak olan bu tura yazdirdik.

Odalarimizda biraz dinlendikten sonra sehir turu atmak icin disari ciktik. Sehir diger yerlere benzemeyecek sekilde estetik ve sirin. Etrafta genelde ahsap agirlikli suslenmis binalar var.

Insanlar guler yuzlu ve sicak, tek degismeyen sey ise kucu kucular. Her turistin pesinde bir tane kucu var ve onlar nereye giderse usanmadan takip ediyorlar. Hatta bir ara gezgor icin yazi yazmaya girdigim devletin internet kafe tesisine bile siyah bir tanesi girdi ve yanima coreklendi. Marketten alisveris yaparkende bir tane iceride bize eslik ederken en son adini Tarzan koydugum St.Bernard cinsi sokak kucusuyla olay tamamlandi. Kimsenin bu durumdan her hangi bir sikayeti de yok zaten.

El Calafate da kucucuk bir yer, bir bastan bir basa 15 dakikada yuruyebileceginiz St.Martin / Libertad isimli tek onemli caddesi var. Banka olarak Santa Cruz diye bir banka var ama her bozdurulan paradan 20 peso komisyon aliyor o sebeple para hesabinizi onceden yapmaniz faydali olur.

Etraf hediyelik esya satan dukkanlarla dolu oldugu gibi meshur Bariloche cikolatasi ve dondurmasi satan dukkanlardanda bolca var. Onlerinden agzinizin suyu aka aka geciyorsunuz. Bizde bu kokular sonrasi Casablanca isimli cafede birseyler yiyelim dedik dogal olarak.

Artik gunumuzun sonuna geldik, yarin buyuk gun. Bekle bizi Perito Moreno.

Posted 1 year, 8 months ago at 2:50.

2 comments

Az gittik uz gittik, dere tepe duz gittik.

12 Aralik aksam 19.15′te baslayan trekkingimiz Grande Pain isimli kamp yerinden hafif hafif yukselerek devam ediyordu, yol uzerindeki ilk “Mirador” umuza yani manzara gozlem yerimize geldigimizde gorduklerimiz muhtesemdi. Golde kendi kendine yuzen buzul parcalari, degisik sesli kuslar, siddetli ruzgar ve karli daglar arasindayiz.
Tirmanis boyunca enerji versin diye Puerta Natales’te marketten aldigimiz cikolata, helva v.s. seyleri lupletiyoruz.
Etramizda sonradan isminin Notros oldugunu ogrendigimiz kirmizi garip cicekler, orkideler, calafatelar,tavsanlar, korna sesi gibi ses cikardigi icin korna kusu dedigim kuslar arasinda hedefimiz 11 km otedeki Refuge Grey isimli kamp yeri.
Burasi buzul tirmanisi yapan dagcilar icin bir kamp oldugu gibi diger gezginlerin de gunubirlik gidebilecegi ya da cadir kurup kalabilecegi cok guzel bir yer.
Insanlarin yaptigi genel “W” rotasi yerine uydurdugumuz “V” rotasindayiz ve yolun basindaki tabelalarda 11 km icin 3.5 saat surer yazdigindan dolayi rahat bir sekilde yol almaktayiz. Yuruyuse saat 19.15′te baslamamiza ragmen havanin 23.00 civarlarinda kararacak olmasi bize yeterli gelmisti. Ipek her ne kadar doga ile hasir nesir olmayan biri olsa da su an zimba gibi gorunuyordu.

Ilk iki saat boyunca tempomuz iyiydi ancak yolun ortasina geldigimizde ruzgar siddetini arttirdi ve epey soguk esmeye basladi. Yuruyusun basindaki gibi rahat egimler yerlerini daha dik inis ve cikislara birakmisti.4 saat gecmesine ragmen uzerimdeki GPS cihazina gore 3 kilometremiz daha vardi ancak artik hava karardi ve bulundugumuz bolgede ucurumlarin yanindan inmemiz, cikmamiz gerekiyordu. Birde bunun uzerine cantalarimizin agirliklari eklenince kaplumbagaya donduk.

Karanlik ormanda ilerlerken hic seyretmedigim Blair Cadisi isimli film aklima geldi. Ormanin icinden garip hisirtilar ve hareketler geliyordu :) E bilmedigimiz bir cografyanin icinde olmamizdan dolayi uzerimize nasil bir mahlukatin atlayacagini bilmiyorduk. Kampa 2 km kala artik yanimizdaki bir kisim esyayi cantayla bir kenarda birakip kampa varinca geri donup almaya karar verdim. GPS ile koordinati kayit edip yola devam ettik. Onumuzde bulundugumuz yerden 250 metre irtifa kaybederek son inisler gorunuyordu daha dogrusu karanlik orman sayesinde gorunmuyordu ve kafa feneri ile yurumeye baslamistik. Ipek’in hafif hafif soylendigini duyuyordum :) kesin beni dovecek diye dusunuyordum.

Vee mutlu son, ciktiktan 6.5 saat sonra yaklasik 01.45′te Refuge Grey kampina yigildik. Hemen cadiri kurup cantamdaki bu yaz ki taa Karadeniz – Macahel gezimden kalan domates corbasini yaptim, ustune diger yemeklerdende biraz somurdukten sonra tekrar cantayi biraktigimiz yere dogru yola cikmaya karar verdim. Yuh manyak dediginizi duyar gibiyim ama o biraktiklarimiz arasinda diger bazi yemeklerimizde varmis o yuzden Ipek’i cadirda biraktiktan sonra yola ciktim. Yuksuz oldugum icin 1 saatte 2 saatlik yere gidip dondum. Yoldayken yalniz yurudugum icin aklim sira olasi ustume atlayacak mahlukatlar icin bir iki buyukce tas parcasini elime aldim.:) ve sonucta kazasiz belasiz kampa geri dondum. Ben yoldayken Ipekte ya bu adam geri donmezse nasil yardim isterim diye Ispanyolca cumleler ogrenmeye, dusunmeye calismis.

Gecenin sonunda uyku tulumuma girdigimde ayaklarimi Yuzuklerin Efendisi filmindeki Hobbitler gibi hissediyordum, oyle bir zonkluyorlardi ki sanki 5 kat sismis gibiydiler.

Sabah oldugunda yanimiza aldigimiz domates, meyva, peynir ile birlikte sicak iceceklerimizi de yaparak kahvaltimizi tamamladiktan sonra biraz cevre gezisi yaparak, buzul fotograflarini cekerek donusumuze basladik.
Bu seferki hedef Italyan Kampi isimli bolgeydi ve bunun icin geldigimiz yolu oncelikle geri donmemiz gerekiyordu. Simdi gunduz oldugu icin ve riskli bolgeleri gunduz gozuyle once gececegimiz icin rahattik. Yol boyu ziplayan ceylanlar misali bazi utanmaz arlanmaz trekkingciler yanimizdan “Hola” diyerek geciyorlardi, bizde en sirin bakisimizi takinarak Hola diyorduk onlara. Millet gunubirlik yuruyuse gelmis, sirtlarinda avucum kadar cantayla kosuyorlardi. Bizde bu ruh halinde tosbaga misali ilerlerken Ipek gezinin lafini etti; Az gittik uz gittik, dere tepe duz gittik, birde donduk baktik ki arkamiza bir calafate boyu yol almisiz.

Kocaman milli parkta sadece 35-40 km yuruduk ama buralara gercekten 8-10 gun kadar ayrilirsa ancak o zaman daha az yorucu ve daha cok doyurucu bir dag gezisi olur.

6 saat kadar bir sure sonunda tekrar Grande Pain kampina vardiktan sonra Italyan kampina gitme fikrimizi degistirerek bu gece burada kalmaya ve yarin az yukle bu yuruyusu yapmaya karar verdik.
Hemen cadiri kurduk ve makarna pisirmeye basladim, bunun yanina birde sicak corba uff pek guzel gitti.

Cadir komsularimiz Sili’li bir ciftti, sohbet sirasinda yolda karsilastigimiz yon tabelalarinin uydurma oldugu konusunda hem fikir olduk, onlarda bu konuda bayginlik gecirmis. Yazili mesafeler ancak yuksuz bir durumda hizlica olunursa yapilabilir.
Sohbetin sonunda karnimiz tok, sirtimiz pek bir sekilde cadirimiza cekildik.
Sabah kalktigimizda kalan erzagimizla kahvalti yapip diger tarafa dogru cadirimizi ve buyuk cantalarimizi birakarak yuruyuse basladik. Bu sefer yol diger rotaya gore nispeten daha duz sayilabilecek inis ve cikislara sahipti, yine yolda bir suru guzel cicek ve cicek kokulariyla karsilastik derken burnumuza portakal agaci kokusu da geldi. Tam portakal agaci nerededir diye aramaya basladik ki koseyi donunce kokunun kaynagini dere uzerindeki ahsap koprunun uzerinde otururken suc ustu bulduk.Yaslica bir hanim huzurlu huzurlu etrafini seyrediyor ve portakalini yiyordu. Kendisi Ingilizmis, esprimizi konusurken o da buralarda ilk defa Turklerle karsilastigini soyledi. Bu lafi gezi boyunca bir cok yerde cokca duymaya devam ettik.

Bu sefer dunku yagmur, soguk ve ruzgarin tersine kizgin gunes bizi omlete cevirmekle mesguldu. Buralardaki ozon tabakasinin delik olmasindan midir bilemiyorum kafam iyice yanmis hatta soyulmaya bile baslamisti.
Yuruyusun bu taraflarindaki manzaralarda fotograflarimizi cekip geri donmeye basladik. Aa fotograflar nerede derseniz ne yazik ki benim donmemi beklemeniz lazim cunku dia cektiklerimin banyo olmasi, digital olanlarinda cozunurluklerinin makul boyutlara inmesi lazim.

Aksam uzeri 18.30′da geri donus icin katamaran’a binecektik bu sebeple hizlica son atistirmalarimizi yapip cadiri ve esyalarimizi toplayip iskeleye gittik. Katamaran’a bindigimizde etrafimizdaki herkesin yuzunde tatli bir tebessum vardi. Teknede ikram edilen sicak cikolatalarimizi icerken son kez gittigimiz, gezdigimiz ve gordugumuz daglari seyrediyor, vedalasiyorduk.

Aksam 23.00 civarlarinda Puerto Natales’e vardik. Onceki gun otobus biletini aldigimiz yerdeki kizin sahip oldugu hostele gittigimizde buranin dolu oldugunu orada kalan turistlerden ogrendik bunun uzerine karsisindaki Geminis isimli hostelde yer bulduk ve yarin ki El Calafate isimli sehire dogru olacak yolculugumuz icin uykuya cekildik.

Posted 1 year, 8 months ago at 1:17.

Add a comment

12-13-14 Aralik – Torres Del Paine

Artik sabah olmustu, buralara geleli 6 gun olmustu ve hedefimizde Torres Del Paine isimli milli park vardi. Buses Fernandez isimli otobusumuze binip yine Sili’de yer alan Torres Del Paine isimli milli parka dogru yola cikmistik.
Ogleye dogru Puerto Natales’e vardik ve hemen milli parka gitmek uzere bir otobus ayarladik. Sili paramiz yeterli olmadigi icin hemen biraz para bozdurduk ve dogruca Abuganus isimini taktigimiz marketler zinciri olan Abo-Ganosch isimli markete daldik. 2.5 gun boyunca yapacagimiz trekking icin enerji verici yiyeceklerle birlikte normal sicak yemeklerimiz icin biraz malzeme aldik.
Saat 14.30′da kalkacak olan otobuse cok az vakit vardi o yuzden hizlica buldugumuz bir ara sokaktaki lokantada hafif birseyler yedik.

Otobusun kalkis vakti gelmisti, yolcularin hemen hepsi orada kalacak olan biz turistlerden olusuyordu ve herkesin gozunde guzel bir heyecan vardi. Ee ne de olsa buzullarla, guzel kaya tirmanis rotalariyla, etkileyici kamp alanlariyla harika bir diyardaydik.
Bu bolgede gordugum kadariyla iki ana tip trekking parkuru var, birincisi dairesel bir sekille 8 ile 10 gun arasinda tamamlanabilen cok yorucu bir parkur olup digeri buzul gollerine ve dag gecitlerine giris cikis sekilleriyle “W” harfini andirdigi icin yapilan 4-5 gunluk yine yorucu bir diger rota.

Bizim rotamiz ne yazik ki 2.5 – 3 gunumuzu ayirabildigimiz icin W rotasi oldu. Ee tabiiki gun sayimiz buna da yetmeyecegi icin gozumuze W yerine kendimizce olusturdugumuz “V” harfine benzeyen bir rota oldu. Bu rotalari degerlendirirken yilin basinda buralara gelen Yildizli Dagcilar Kulubunden – YDK arkadasim olan Can’dan aldigim bilgi ve onerilerin cok yardimi oldu. Can buralara sanirim 2 ay kadar zaman ayrimisti ve gercekten burasi ve yakin bolgelerin hakki ancak bu kadar olabilir, bizim gibi calisan ve 2 hafta izinli olabilen kisiler icin ise epey yorucu olan bir bolge.

Otobus bizi milli parkin ana kapilarindan biri olan Lago Amarga kapisina getirdi. Hemen park giris kayitlarimizi yaptirdiktan sonra giris ucreti olan 15.000 Sili Peso’sunu yanimizda yeterli Peso olmadigi icin dusuk kur karsiligi 5 ABD$ fazlasina 28 dolar olarak odedik.
Etraf inanilmaz guzel ve huzurlu, cevrede degisik hayvanlar, guzel goller ve dolayisiyla harika manzaralar var. Otobus bizi Amarga kapisindan alip Pudeto isimli goldeki iskeleye birakti. Burada saat 18.00 kalkacak olan katamaran tekneyi beklemeye basladik. Aslinda bolge icinde bir cok giris kapisi ve dolayisiyla bolge var ama bunlar ulasilmasi daha zor olan bolgelerde ve yayan olarak cok daha uzun surelerde gidilebiliyor. Bizim tercihimiz Lago Grey isimli buzula ve Campimento Italiano isimli Torres isimli tepelere yakin olan kamp bolgesi oldugu icin Pehoe golunu gecerek karsi kiyidaki Grande Paine isimli ana kampa varmak.
Saat 18.00 oldugunda katamaran teknemizde orta yasli ve yasli sayilabilecek bir Fransiz tur grubu ile bizim gibi bagimsiz trekkingcilerle bir araya geldik. Yaklasik yarim saat suren gol yolculugumuzda cevremizdeki buzullarla bezeli Torreslerin cevresinde gezindik. daglar inanilmaz heybetli gorunuyor. Ulkemizde de cok guzel daglarimiz var ama buzullariyla golleriyle burasi apayri bir dogaya sahip. Cevrede bitip durmayan firtinamsi ruzgarla birlikte bir guc gosterisi yapiyorlar sanki.
Grande Pain isimli kamp yerine vardigimizda saat 18.30′u gosteriyordu o sebeple hemen vakit kaybetmeden son yuruyus hazirliklarimizi yapmaya basladik. Bu bolgede hava gece saat 23′te karardigi icin avantajliydik. Saatlerimiz 19.15′i gosterdiginde rehber dokumanlarda ve kamp bolgesindeki tabelalarda 3.5 saatte varabilecegimizi gosteren 11 kilometrelik parkur yuruyusumuze basladik. Hedefimizi Grey isimli dev buzul kutlesinin hemen yani basindaki Refuge Grey isimli kamp yeriydi. Yuruyus hafif bir egimde baslamisti, Ipek dag ve doga tecrubesi olmadigi icin biraz endiseliydi ancak rotanin teknik bir zorlugu yoktu sadece cok uzun bir yuruyus gerektiriyordu. Ben dagcilikta yaptigim icin rahattim.
Yuruyus boyunca degisik harika bitkiler goruyorduk, mesela kirmizi ince uzun sarkitlari olan Notros isimli cicek, bolgeye ozel orkideler, sari degisik cicekler, kirmizi bogurtlenimsi meyvalar arasindaydik. Yukaridan da degisik sesli kuslari duyuyorduk. Yolculugun ilk 2 Km’lik bolumu saga sola bakmak yuzunden ve dik cikislar yuzunden 1 saat surmustu, bundan yarim saat sonra Cok guzel kucuk bir golun yanina gelmistik. Etrafi seyredelim derken inanilmaz kuvvetli bir ruzgar yemeye basladik. Asagida ogrendigimiz kadariyla ortalama 50 KM hizla esiyordu ve ertesi gun 90 Km hiza kadar cikacakmis. Hava hafif hafif bulutlanmaya basladi ve siddetli ruzgarla birlikte biraz usumustuk. Butun bunlarin uzerine tam bir Guney Amerika gezisi esyalariyla dolu sirt cantalarimizi da hesaba katinca kaplumbaga haline donustuk.

Bugunku yazilarima ara vermek durumundayim cunku su an Fitz Roy bolgesindeyim ve bugun tek basima gidecegim bir kamp var. Hava kararmadan varmam gerektigi icin yola koyulmaliyim.

Yeni yazilarda gorusmek uzere sevgiler …..

Posted 1 year, 8 months ago at 22:50.

2 comments

11 Aralik – Penguenler diyari Isla Magdalena

Punta Arenas’a vardiktan sonra otobusun etrafini bos hostal odasi pazarlamak isteyen insanlar doldurdu disaridan soyle bir baktigimizda bir tanesini gozumuze kestirdik ancak Ipek bu aksam cok daha duzgun bir yerde kalsak dedigi icin biraz temkinli olmaya karar verdik cunku ucuz yerlerin cogu genellikle sadece oda veriyor olup banyoyu diger kalanlarla ortak kullanmaniz gerekiyor. Bu sekilde kaldiginizda konaklama ucretinde %50 bir kazanciniz olabiliyor ama sansiniza kulubeden bozma hostallarda cikabiliyor.
Yanimiza gelen bir hanimdan oda ucretinin 8.000 Sili Peso kisi basi vererek kalabilecegimizi ogrendikten sonra gezginin kutsal kitabi adini verdigim Lonely Planet – Arjantin kitabindan Sili’de olmamiza ragmen bu bolgedeki bolumlerden gozumuze 2-3 tane daha duzgun yer kestirdik ve dolasmaya basladik. Ipek her gormek icin girdigimiz Hostal’a hayran olup burada kalalim diyor bir sonrakine gittigimizde yok yok burada kalalim mi diyordu. Benim butcem cok kisitli oldugu icin pahali yerler tuylerimi diken diken ediyordu ama bu gece guzel bir yerde yarin gecede 8.000 ‘lik yerde kalmaya karar verdik. Sonucta otobusten indigimiz yerin 500 metre otesinde fiyati iki kisi 35.000 Sili Pesosu olan ve adi Hostal Patagonico olan gercekten cok guzel, tertemiz bir hostal bulduk hatta sabah kahvaltisi bugune kadar kaldigimiz en guzel kahvaltiydi ve acik bufe mantiginda oldugu icin diger gunlerin intikaminida haince almis olduk.
Hostal’imiza yerlestikten hemen sonra hem dolasmak icin hemde Ipek’in Buenos Aires’e yetisebilmek icin bulmaya calistigi ucak bileti icin disari ciktik.

Gorunum itibariyle Punta Arenas ayni bolgede olmasina ragmen Ushuaia’dan kat kat daha fazla gelismis bir sehir, modern binalarin yaninda koloni doneminden kalma cok guzel eski binalarda var. Sehirin ortasinda kucuk bir parkta oturup dinlenebilirsiniz. Hatta parkta oturan kizlarin kikirdak bir sekilde attiklari laflarla onlarin isteklerine dayanamayip fotograflarini cekebilirsiniz : )

Ilk isimizi gerceklestirmek icin Ipek kendine Arjantin Havayollarindan 323 ABD$’na bir bilet rezervasyonu yaptirdi ve artik stresli halinden kurtuldu. Aslinda bu bileti 1 ay oncesinden alma imkanimiz olsaydi 200$’a bulabilecektik ama zaten Ipek’in gelisi son anda oldugu icin bunu basaramadik.
Sonraki hedefimiz penguenler adasi Isla Magdalena icin yarin oglen 15.30′da kalkacak olan gemiye bilet almak oldu. Aslinda ayni adaya sabah erkenden giden Zodiak bot var ama bu bot dalgali denizde bizi ayran gibi yapabilecegi icin ve birazda pahali oldugu icin tercih etmedigimiz bir secenek oldu.
Penguen biletimizden sonra 12 Aralik sabahi gidecegimiz daglar, goller ve buzullar diyari Torres Del Paine milli parki icin sanirim oralarin Varan Turizm’i olan duzgun Buses Fernandez isimli otobus sirketinden kisi basi 6.000 Sili Peso karsiligi biletlerimizi aldik.

Planlarimiz gayet yolunda gidiyordu artik huzur icinde acliktan canlar calan karnimizi doyurmaya sira gelmisti ve bunun icinde sokaklarda gezinirken Tierra Del Fuego bilmem ne sosyal tesisleri gibi olan El Estribo isimli bir lokanta bulduk.
Lokantanin yemekleri Tipico Magallânico olarak adlandirilan bolge yemeklerinden olusuyordu. Ben etobur bir ruh halinde oldugum icin Lomo (koyun) cesitlerinden bir yemek soyledim ama Ipek’in soyledigi Pailla Marinera isimli deniz urunleri corbasinin gorunumu muhtesemdi. Icindeki midyelerin boyutu ve lezzeti Turkiye yediklerimizden cok cok daha fazlaydi. Diger bir denemem ise Calafate Sour Patagonico isimli Pisco’lu kokteyl idi. Tadi hafif eksi visne surubuna benzeyen ama yoresel bir icki olan Pisco’nun verdigi aci tadla birlikte bardagin kenarlarina surulmus toz seker ile icildiginde cok keyifli bir tad veren ickiydi.
Mukellef : ) aksam yemegimizi yedikten sonra gevsemis bir sekilde hostalimiza gectik ve yarin ki yogun gunumuz icin uykuya cekildik.

Sabah mukemmel kahvaltimiz sonrasi Ipek’in rezerve ettigi ucak biletini baska bir alternatif bulamadigimiz icin satin almak uzere havayollari acentesine gittik, daha sonra sehirdeki guzel bir muze olan Naval muzesine yani “Deniz Tarihi” muzesine gittik. Burada dolasirken arkamizdan “Dunya ne kadar kucuk” diye Turkce bir cumle isittikten sonra arkamiza dondugumuzde Buenos Aires’ten Ushuaia’ya ucarken Turkce konusmalarimiz sayesinde tanistigimiz Istanbullu Firuz bey ve arkadaslariyla karsilastik. Onlar ilk gun bizimkinden farkli olarak Patagonya’nin yukari bolgeleri olan El Calafate’tan Ushuaia’ya ineceklerdi ve bu planlarin cakismasiyla bugun hemen hemen orta nokta olan Punta Arenas’ta bir muzede karsilasmis olduk. Karsilasmanin heyecani ile karsilikli anilarimiz ve tecrubelerimizi paylastiktan sonra birbirimize cesitli tavsiyeler verip birbirimize mail adreslerimizi verdik ve vedalastik.
Biraz fazla vakit gecirmisiz ki 15.30′da Punta Arenas’in disindaki bir limandan kalkacak olan gemiye gecikme riski oldugunu farkettik o yuzden kostur kostur Macellan caddesine ciktik ve limana giden dolmuslardan olan 15 numarali “Collectivo”yu beklemeye basladik. Stres olmazsa olmaz ki butun 15 numarali collectivolar ya dolu ya da tek kisilik yer var. En sonunda bir taneye tikistik ve limana vardik. Limana vardigimizda gecen gunku gorunum tekrar etti ve bizi bir cikarma gemisinin bekledigini farkettik.
Artik cikarma gemisindeyiz ve ustunde 300.000 kadar penguenin mutlu mesut yasadigi Isla Magdalena adasina dogru yoldayiz. Gemimiz ciddi guvenlik kurallarinin uygulandigi bir gemi ve gidecegimiz yer Penguenlerin ulkesi oldugu icin onlarin kurallarina uymamiz gerekiyordu. Bu konuda Gestapo’dan hallice olan bir hanim rehberimiz Ingilizce bagira bagira bagira kurallari ve bolgenin tarihcesini bizlere anlatiyordu, hatta bir ara kendi aralarinda sakalasan birilerine bozulup dikkatimi dagitiyorsunuz diyerek kizmisti bile. Anlatimin Ispanyolcasinida kizi oldugunu dusundugumuz diger kisi yapiyordu.

Adaya vardigimizda geminin onundeki kapak acildi ve allah allah sesleriyle penguenlerin arasina dalmaya basladik ki onlarda vuenk vuenk sesleriyle merakli bakislarla bizim uzerimize dogru gelmeye basladilar. Hepsi cok sirindi, paytak paytak etrafimizda yuruyorlardi. Ushuaia’da yaptigimiz tur icinde penguenlere cok yaklasamamistik ama bu sefer yan yanayiz. Yine insanin icinden onlari sevmek geliyor ama sikiysa yapin, elinizi yaklastirdiginizda hemen kafalarini yana egiyorlar ve gagalariyla isirma – koparma pozisyonunu aliyorlar.
Adanin diger bir guzelligi kirmizi gagali martilar, degisik diger kuslarinda yasadigi uzerinde kocaman bir deniz fenerinin de bulunmasi. Ada o kadar guzeldi ki bize taninan 1 saat surenin nasil tukendigini fark edemedim, yuzlerce digital ve dia fotograf cektim. Bazi penguenlerin yuvalarina azicik sokulup gri civcivimsi penguen yavrulariyla vedalastiktan sonra gemiye Gestapo hanimin go go go sesleriyle hemencecik geri donduk.

Isla Magdalena – Sili / Punta Arenas – Aralik 2008
Fotograf: Ipek Kayalar

Punta Arenas’a vardigimizda daha once sozlestigimiz ucuz aile hostal’inin sahibi olan cocuk minibusunun yaninda bizi bekliyordu. Arada doldurdugu diger Israilli genclerle birlikte tikis tikis yeni hostalimiza gectik. Hostal’in kapisinda cocuk yeni satin aldiklari minibuslerini gururla bize anlatti. Daha sonra kendisiyle yaptigim sohbette butun hayat hikayesini de ogrenmis oldum : )

Artik gun bitti ve sabahki sirt cantasi hazirliklarimizi yapip uykuya cekildik.

Posted 1 year, 8 months ago at 21:57.

Add a comment

10 Aralik – Punta Arenas’a dogru yolculuk

Yatmamiz ile kalkmamiz bir olduktan sonra hemen hizlica hazirlanmaya basladik ve sirt cantalarimizi sirtlanip alacakaranlik bir havada otobusun kalkacagi duraga dogru yurumeye basladik. Bu saatte manzara gercekten cok guzel, buralarin guney kutubuna cok yakin olmasindan dolayi daha henuz yaz basi olmasina ragmen hava gece 11-12′de kararmaya basliyor ve sabah olana kadar gokyuzunde hafif kirmizi bir aydinlik oluyor.
Otobusumuz kapilarini acti ve cantalarimizi verdik, yatakli gibi olan koltuklarimiza gectik. Yolculugun ilk duragi Rio Grande isimli Tierra Del Fuego bolgesinin en dogusundaki sehiri. Horul horul rahat koltuklarimizda uyurken Rio Grande – otogar gorunumundeki yere vardigimizda otobus degistirmemiz gerektigi soylendi. Yeni otobusumuz ilgincti, on tarafi tum camlari kaplamak uzere hasir gibi orulmus celik telli bir kalkan ile kapliydi ve bu kalkanin soforun bakis acisina denk gelecek minik bir bolumunde kapakli bir pencere vardi. Daha sonra anlayacaktik ki Patagonya bolgesine gecereken cok siddetli ruzgarlar ve firlayan tas, kus, çali vesaire camlara carpip kirabiliyormus :)

Yeni otobusumuze kapidaki polisin pasaport kontrolu sonrasinda bindik. Yolculugun bundan sonraki kisimi Sili’deki Punta Arenas sehiri.
Muavinimiz cok havali bir genc olup biryantinli saclar, siyah gozluk ve kulak arkasi sigarasi ile kendisini kafanizda canlandirabilirsiniz. Yolculuk sirasinda sirketin ikramlari pek hostu, sabah kahvaltisi olarak sekerli ay coregi ve sekeri onceden eklenmis kahveler ikram edildi daha sonraki saatlerde de yumusacik tost ekmekleri icinde jambon ve peynir verildi. Havali muavinimiz bizim hemen arkamizdaki genc kizlara surekli torpil gecip herseyden bol bol ikram etmeside beni cok gicik etti cunku ben fazladan sandvic istedigimde yok diyordu :)

Artik Arjantin’i gecici bir sure icin terk ediyor ve Sili’ye giriyorduk. Gumrukte yine Ushuaia’ya girerken oldugu gibi Tarim ve Hayvancilik bakanligina ait gorevlilerin ciddi kontrolleriyle cantalarimizda taze meyva, sebze, tohum ve et gibi ulkeye girmesi yasak olan maddelerin arastirmasi yapildi.

1 saat kadar sinirda bekledikten sonra tekrar yola koyulduk, Bu sefer yesil ormanlar yerine onumuzde sanki sonsuzluga kadar uzanan bozkir goruntusundeki ruzgarli topraklar diyari Patagonya vardi. Sinir bolgesinde diger dikkat cekici goruntu ise bircok ciftlik ile askeri arazilerin yanyana olmasi ve bunlarin karayolu kenarinda bulunan citleri uzerindeki zar zor gorunen kirmizi tabelalardi. Bu tabelalarin uzerinde ne yaziyor derseniz ” Dikkat Mayin! ” demem yeterli olur sanirim.

Epey bir sure daha yol aldiktan sonra sira geldi dunyaca meshur Macellan Bogazini gecmeye. Karsi kiyiya gecmek uzere bombos bir arazide durduk, bizler ne oldugunu anlamaya calisirken otobusten inebilirsiniz dendi. Disari cikip saga sola baktigimizda otobusun girebilecegi herhangi bir gemi goremezken ve hatta herhangi bir iskele yokken karsidan askeri cikartma gemisine benzeyen onden kapakli bir gemi gorduk. Iskele sorunuda bu sayede asilacakti sanirim. Gemi kapaklarini kumsala indirdikten sonra sirasiyla butun araclar kumda ilerleyip gemiye girmeye basladilar, hemen onlarin arkasindan da bizlerde cikartma gemisine bindik.

Bu ufak gemide herkes bir saloncuga dolustugunda birde baktik ki soslu guzel sosisliler yapiliyor. Amma pis bogazmissiniz diyorsunuz herhalde ama sorun su ki Arjantinliler sekerli seylere bayiliyorlar, tuzlu denecek seyler cok az dolayisiyla insanin cani tuzlu birseyler cekiyor o yuzden sosislilere saldirdik :)

Cografya kitaplarinda gordugum ve birgun gecmeyi hayal ettigim Macellan bogazini geciyorduk artik, disarida ruzgarlar arasinda Tierra Del Fuego’yu terk edisimizi seyretmeye basladim, garip bir huzun vardi icimde, ne yazik ki bu guzel yerde cok cok az vakit gecirebilmistim ve artik geride birakiyorduk. Bundan sonra kimbilir bir daha buralari gorebilecekmiyim. Belki de bir gun Antarktika icin tekrar donecegim.

Ve artik Tierra Del Fuego olarak adlandirilan ada topraklardan Patagonya olarak adlandirilan topraklardayiz. Normalde belkide 4 saatte bitebilecek yolculugumuz yukaridaki yazdiklarimdan anlasilacagi uzere 12 saatte tamamlanarak Sili – Punta Arenas sehrine vardik.

Bu gecelik bu kadar yazabiliyorum, bu seferde kaldigimiz hostaldaki hanim yan gozle beni kesiyor artik yatma vakti geldi, hem zaten yarin sabah Ipek Buenos Aires’e ucacak bende El Chalten’e dogru yola cikacagim o sebeple daha sonra yazmaya devam edecegim.

Posted 1 year, 8 months ago at 5:50.

1 comment

9 Aralik – Ushuaia´da son gece

Tierra Del Fuego Milli parkindan – Arjantin Ushuaia / Aralik 2008
Fotograf: Ipek Kayalar

 

Epey bir aradan sonra tekrar biraz yazabilecek imkanim oldu. Buralarda su siralar gezdigimiz yerler milli parklar oldugu icin dogal olarak teknolojiden uzaktaydik. Su an bulundugumuz yer Arjantin´in Patagonyasindaki El Calafate isimli sehiri. El Calafat´in anlamini merak ederseniz Patagonya bolgesinde yetisen calilik gorunumunde bogurtlenimsi bir meyva. Daglarda trekking yaparken onceleri ne oldugunu bilmedigimiz icin yemeye cekindigimiz ama sonradan keske yeseydik diye basimizi duvarlara vurdugumuz guzel bir meyva.

Buralarda bilinen bir efsaneye gore El Calafate yiyen kisi tekrar Patagonya´ya gelirmis eh hal boyle olunca Calafate´li ne varsa hepsine saldirdim. Mesela cikolatalari, kurabiyeleri, likorleri enfes. Zaten buralar cikolata cenneti o yuzden benim icin harika yerler : )
enel
Simdi gelelim Ushuaia´da ki son gecemize. Aksam hoplaya ziplaya Beagle kanalindan dondukten sonra bari kendimize guzel bir ziyafet cekelim dedik, ee ne de olsa guzel yerleri gormus ve agizimiz kulaklarimiza dogru yanasmis durumdayiz bu sebeple hos olan mekanlara dogur gezinmeye basladik ancak o kadar zaman icinde bizim geldigimiz gunler Arjantin´in bir bayramiymis ve her yer kapali sadece bazi hediyelik esya satan yerler acik. Bizde boynumuzu onumuze egdik ve eh ne yapalim bari bir sosisli filan yeriz dedik ki tam o sirada Ushuaia’nin en buyuk caddesinde (bir uctan diger uca yuruyunce 10 dakikada bitiyor) El Turco isimli bir lokanta gorduk. Biraz on yargiyla ve artik yuh olsun sen git dunyanin obur ucuna orada Turk lokantasi bul ve o kadar Arjantin yemegi varken Turk yemekleri ye derken kendi kendimize, birazda bu vakitte baska secme sansimiz olmadigi icin girdik haydi bakalim diyerek iceri.
Garson gelince hemen atildim “Burada kim El Turco?” cevap guzeldi; “Kimse!” . Adamlar Turkleri sevdikleri icin olsa gerek bu lokantaya El Turco isimi vermisler birde caminin uzerine karikaturize biyikli ve fesli bir Turk resimi kondurmuslar. Ilginc olan nokta bu lokanta en cok tutulan lokantalardan biri, icerisi tiklim tiklim ve yemekleri gercekten cok guzeldi.

Karnimizi guzelce doyurduktan sonra yer olmadigi icin cikmak zorunda oldugumuz hostal’dan cok daha guzel ve manzarali diger hostalimiza gectik ve sabah yapacagimiz Punta Arenas otobus yolculugumuz icin hazirlanmaya basladik.

Tierra Del Fuego Milli parkindan – Arjantin Ushuaia / Aralik 2008
Fotograf: Ipek Kayalar

 

Not: Buralara gelmek isteyenler icin Hostal konaklama ucretleri oda icin kisi basi 200 – 250 Arjantin Peso’sundan basliyor ve bizdeki pansiyon standartlarinda oluyor. Havaalanindan taksiye binmek istiyorsaniz acilis 3.80 Peso olup toplamda gittiginiz kilometreyi 2 ile carparsaniz ortalama ucreti bulabilirsiniz. Sehirler ve Ulkeler arasi otobus yolculuklari ise mesafeler oldukca fazla oldugu icin genelde pahali olabiliyor ve hele buralarin yaz mevsimindeyseniz yer bulmakta sorun olabiliyor, yolculugunuz diger gunlere ertelenebiliyor. Lojistik olarak adlandiracagim bu fiyat, ulasim ve konaklama gibi bilgileri zaman zaman burada yazacagim gibi dondukten sonrada eklemeye calisacagim.

Ushuaia Limani – Arjantin Ushuaia / Aralik 2008
Fotograf: Ipek Kayalar

 

Posted 1 year, 8 months ago at 4:56.

1 comment

Patagonya – Sili’den merhabalar.

Tekrar merhaba. Uzun zamandir yazamiyordum cunku Sili’ye girdikten sonra Patagonya’yi gezmeye basladik ve dogal olarak teknolojiden uzak yerlere gittik.
Simdi Puerto Natales isimli sehirdeyiz ve 3 gunluk “Torres Del Paine” isimli buzullari ve daglariyla unlu bolgedeki cok yorucu trekking gezimizden yeni geldik dolayisiyla cok yorgun oldugum icin yarin ve obur gun gectigimiz gunlerden itibaren yazacagim.
su an ki yaziyida IPAQ ile hostaldaki odamdan yaziyorum.
Yarin tekrar Arjantine gececegiz ve El Calafate isimli sehirdeki unlu Perito Moreno isimli buzulu gorecegiz sonrada arkadasim Ipek’i Turkiye’ye dogru gitmek uzere Buenos Aires’e ugurlayacagim.
Simdilik bu kadar yeter, artik yatmaliyim cunku sabah erkenden otobus yolculugu var.

Gorusmek uzere.

Posted 1 year, 8 months ago at 6:10.

3 comments

9 Aralik 2008 – Beagle Kanali Turu ve Dunyanin Sonunun Sonu : )

Beagle Kanali Turu – Arjantin Ushuaia / Aralik 2008
Fotograf: Ipek Kayalar

Simdilik daha evvelki gunleri tamamlayamadigim icin bugunku geziyle ilgili kisimlari yaziyorum.

Gune Sili’deki Punta Arenas isimli sehire nasil gidebiliriz diye plan yapmakla basladik ve su an Ushuaia’ daki adalari bolen Beagle isimli kanalda Massimo isimli katamaran teknede hoplaya ziplaya hatta yer yer tavana ve duvarlara carparak hafif hallac pamugu durumunda Ushuaia’ya donuyoruz.

Sabah 06.30′da uyanip hemen sirt cantami hazirlayip bugunku planlarimizi konusmak uzere asagiya kahvaltiya indik. Kahvaltida adina Media Luna denen Ay coregi ile krosan benzeri corek ile sekerli yogurtlu misir gevregi vardi. Mukellef ! kahvaltimizi yaptiktan sonra Yak Temi Hostal’imizdeki hesabimizi kapattik. Ispanyolcasi Hostal olan hostelde ucretler su an yuksek sezona girdigi icin hostel standartlarina gore biraz pahali. Bize yaptiklari 40 pesoluk indirimle oda basi 200 (yaklasik 60$) Peso odedik ki sezon disi bu fiyat yari yariya iniyormus.
Normalde bu tip bir hostelin turkiyedeki karsiligi siradan bir pansiyon olurken su an Ushuaia’da ki talebin fazlaligi ve konaklama yerlerinin buna gore cok az sayida olmasi sebebiyle mecburiyetten yuksek rakamlari bizler gibi turistlerde mecburen kabul etmek durumunda kaliyor.

Cantalarimizi hostelde bir kenarda biraktiktan sonra dun Arjantin’in bir bayrami dolayisiyla kapali olan otobus sirketine gidelim dedik. Sirketin adi Tecni Austral ve Roca caddesi uzerinde ofisleri var. Normalde bu sirket Arjantin’deki Rio Grande ve Sili’deki Punta Arenas’a gidiyor, bizimde hedeflerimiz arasinda Sili’deki bazi yerler oldugu icin Punta Arenas’a gecmeye karar verdik.

Ofisleri 09.00′da acilacak diye biraz erkenden gidelimde cabucak biletlerimizi kimse kapmadan alalim dedik ancak bu kurnaz planimiz oraya vardigimizda gordugumuz kuyrukla suya dusmus oldu. Simdi yeni endisemiz saat 09.30′da baslayacak olan Beagle Kanali turuna yetisememekti ki bundan sonraki tur saat 15.00′te oldugu icin butun planlarimizi bozabilecekti. Bileti almadan da cikamiyorduk cunku bundan sonraki Punta Arenas otobusu 2 gun sonra oldugu icin bosu bosuna Ushuaia’da kalmak zorunda kalacaktik.

Neyse ki saatler 09.20 oldugu su anda biletlerimizi alabildik hatta son 4 biletten 2 tanesini kaptik boylece 2 gun beklemek durumunda da kalmamis olduk. Bilet icin odedigimiz para kisi basina 175 Peso olup yaklasik olarak 12 saatlik bir yolculuga 50$ vermis olduk.

Yolculuk 10 Aralik Carsamba gunu yani hemen yarin sabah 05.00′da Maipu caddesiyle Fadul caddesinin kesistigi yerden baslayacak. Bizim oraya gitmemiz gereken saat ise 04.40 oldugu icin biraz zorlanacagiz.
Sabah kosumuzu yapmadigimiz icin bunu 09.30′da kalkacak olan tekneye yetismek uzere kosarak yerine getirmeye basladik ve bu sayede de kalkmak uzere olan katamaran teknemize atabildik kendimizi.

Tekne yavas yavas hareket etmeye basladiginda cok guzel bir Dunya’nin sonu yani Ushuaia manzarasiyla karsilastik ve dogal olarak fotograf makinelerimze saldirdik.

Ilk duragimiz onceleri bir seye benzetemedigim kayalikti. Bu kayaliga yaklastikca garip kahverengi kayalar gormeye basladim ama biraz daha yaklasinca bu kayalarin hareket ettigini sasirarak farkettim : )

Bu hareket eden taslarin biyiklari ve agizlari oldugunu ogrenmek pek uzun surmedi ki bu biyikli yaratiklarin Los Lobos isimi verilen sirin Deniz Aslanlari oldugunu ogrendim.

Miskin miskin gel keyfim gel seklinde kayalarda guneslenen bu Los Lobos’larin yaninda 5-10 dakika kadar fotograf molasi verdikten sonra cok gormek istedigim bir diger yer olan Fener’e dogru yola ciktik.
Ben oldum olasi deniz fenerlerini cok severim o sebeble dunyanin bircok yerinde deniz fenerelerine dogru kosarim : )
Bu fenerin de Jules Verne’nin yazdigi gibi dunyanin obur ucundaki fener gibi oldugunu dusunerek ve en onemlisi Antarktika’ya giden gemilerin yollarini aydinlattigini dusunerek 5-6 dakika mola ve hayallerden sonra Sili sinirina dogru yola koyulduk.

Fenerden sonra epey bir yol aldiktan sonra ufak bir adacik yaninda durduk. Onceleri bir anlam veremiyordum ancak yaklastikca o adada Macellan penguenleri oldugunu fark ettim.
Macellan penguenleri yaklasik 40-50 santim boyunda olup olan bitene cok merakli sirin penguenlerdi. Bizi gorenleri hemen cevremizi sardilar.

Insanin bu sirin hayvanlari gordugunde onlari sevesi geliyor ancak benim aklima yillar onceki Guney Afrika gezimde Umit burnu taraflarinda gordugum ve sevmeye kalkistigim o sirin penguenler geliyor.
Nedense o sevmeye calistigim penguenler bagirarak ve isirarak kisacasi didikleyerek beni uzaklastirmislardi.

Epey bir penguen molasindan sonra bu komik yaratiklari arkamizda birakarak yolumuza devam ettik. Bir muddet sonra misyonerlik doneminden kalan bir ciftlik evinin yaninda bulduk kendmizi.
Tekne kiyiya yanasinca bir grup insan ciftligi gezmek ve kalan yolu otobusle geri donmek uzere tekneden ayrildi.

Donus yolu yazinin basinda yazdigim gibi inanilmaz dalgali oldugu icin kalan kisilerden bazilari daha az hoplama ziplamadan etkilensin diye teknenin disinda arka kisimda konuslandilar ancak yinede 1-2 kusma zaaiyati verdik.

Saatlerimiz 14′u gosterdiginde bugun saat 09.30′da 206 peso odeyerek ciktigimiz 4 saatlik tekne gezimizin son duragi olan limana vardik.

Posted 1 year, 8 months ago at 5:24.

2 comments

Yarim kalan bir hesap – Guney Amerika 2

Biraz evvel yazmaya calistigim yazi buradaki internet cafe’deki uyuz bilgisayar yuzunden ucup gitti, uff sinir oldum. Neyse yeniden birseyler yazmaya calisayim.

2003 yilinda yaptigim bir gezi ile Peru ve Sili’ye gitmis ve bu sayede gormek istedigim bir cok guzel yeri gorebilme sansina sahip olmustum ancak o gezi sirasinda en cok gitmek istedigim yerlerden biri olan Antarktika’ya en yakin yerlere zaman ve para yetersizligi sebebiyle gidemeyip bukuk bir boyunla kos kos Sili’nin baskenti Santiago’dan donmek zorunda kalmistim.

Ve iste zaman intikam zamani, yillardan 2008 ve aylardan Ocak, hayallerle dolu bir Istanbul gunu. Bu yilin basinda kurban bayraminin 4 gun oldugunu bildigim icin sirketten bayram arkasindan kullanmak uzere 2 hafta izin istemistim onlarda sagolsunlar bunu kabul ettiler ve bu sayede 22 gun gezebilecek kadar zamanim oldu. Eh iste bu kadar gunu yillar sonra bir arada goren ben uzak ve zor birseyler yapabileyim diye yerinde duramaz olmustum. Bu noktada 1997 yilinda yaz aylarinda yaptigim dunya turunda dunyaca meshur tren Trans Sibirya Ekspresi ile Sibirya’ya da gitmistim iste buralarin birde kis aylarini merak ettigim icin acaba kisin Sibirya’da donmak nasil olur diye bir kis gezisi planlamistim. Bu planlarimin icine oralara gittigimde Ruslarla daha kolay iletisim kurabileyim diye Rusca ozel ders almaya baslamistim ancak bu gezime katilmak isteyen ve kendisini Yildiz Universitesinde dagcilik yaptigim donemden tanidigim Zeynep arkadasim son anda islerinin cok yogunlasmasi sebebiyle beni ekince birde o ana kadar ogrendigim Ruscam ile ancak pazardan tarzanca alisveris yapabilecek duzeyde kaldigim gercegi yuzume patlayinca bende planlari degistireyim dedim.

Eh simdi elde 22 gun var ve dunya uzerinde gidilebilecek en uzak yerler pek kisitli, bir ara 11 gunlugune 4 kere ucak degistirerek Yeni Zelanda’ya gitmistim o zaman bende yarim kalan hesabi goreyim diye tam tersi yonde olan ve insanlarin Dunyanin Sonu diye adlandirdiklari yer olan Arjantin’in Turkcesi “Ates Topraklari” olan “Tierra Del Fuego” isimli bolgesindeki Ushuaia isimli sehre gideyim ve oradanda yavas yavasa kuzeye dogru gecerek meshur Patagonya’yi goreyim dedim.

Tabii bu plan ancak ekim ayinda netlesmeye basladi ve son anda biriken banka kredi karti puanlarimla zar zor bedavadan bir bilet kaptim.
Sira gezi arkadasina gelmisti ancak her zaman oldugu gibi bir suru arkadasim gelmek istemisti ancak genelde zaman sorunu olmak uzere birde ucak biletlerinin fiyatlarinin son anda ziplamasindan dolayi yine hepsi vazgecerek tek kalmistim kí aklima Patagonya tutkusu hatta takintisi : ) sebebiyle 2003 yilinda benimle Guney Amerika’ya gelen sirketten arkadasim Ipek gelmisti. Eh ben biraz son anda sorunca kendiside son gunlerde karar vererek en azindan benim 3 haftalik gezimin 2 haftasina katilmaya karar verdi.

Ipek’in son anda buldugu bilet benimkinden 1 gun onceydi ve kotu tecrubeleriyle meshur Iberia – Ispanyol havayollariyla ucacaktik. Sagolsun Iberia yuzumuzu kara cikarmadi ve Madrid’te Ipek’i 14 saat gibi minik bir rotarla bekleterek onun Buenos Aires’te ki ucretini odemis oldugu otelin rezervasyonunun yanmasina sebep oldu. Bu endiselerle sira benim ucusuma gelmisti ki pacayi 2 saat rotarla kurtardim.

Ve artik bende Buenos Aires’teyim. Gunlerden 7 Aralik saatler gece 1’i gosteriyor. Hemen havaalanindaki Manuel Tienda Leon isimli otobus sirketi ile Ushuaia’ya ucacagim LAN Argentina havayollarina ait ucagin kalkacagi Buenos Aires’te ki diger havaalani olan Aeroparque Jorge Newbery isimli havalaalanina gectim ve orada Ipek ile bulustum.

Artik sabah saat 05.45 oldu ve Ushuaia ucagindayiz, iki sira arkamizda havaalaninda tanistigimiz Firuz bey ve 3 Turk doktor arkadasi var, onlarda 1 hafta kadar Patagonia taraflarinda gezecekmis.

Bende uykusuzluk korkunc boyutta artik ruya aleminde gibiyim, abuk subuk cumleler kurmaya basladim : ) nihayet ucak kalkti ve 3.5 saat sonra hayallerimdeki yerlerdeyim.
Hava ucaktan inince cok guzel bir sekilde tokatladi bizi. Sulu kar gibi bir hava ve 3 derece. Buenos Aires’in yaklasik 30-35 derece arasinda oldugunu soylersek kendimi pastorize olmus gibi hissetim.

Yaziyi yazdigim su siralarda artik tuslara uykusuzluktan pek duzgun basamaz oldum zira bugun Ushuaia’da cok unlu bir doga parki olan Tierra Del Fuego Milli Parkinda ciddi uzun ve bir o kadarda yorucu sayilabilecek bir trekking yaptik. Ve bu noktada Ipek’i tebrik etmeliyim cunku gikini bile cikarmadi. Kendisi 2003 yilindaki Guney Amerika gezimde hayatinda ilk defa sirt cantali bir gezi yaptigi icin, yine hayatinda ilk defa kamp yapip Peru’da ki en onemli tarihi yerlerden biri olan Machu Picchu dagina ve arkeolojik alanina dogru 5 gunluk bir Inka turu yapmis, yolda “Dead Woman Pass” isimi verilen 4000 metrelik dag gecidinde kar ve dolu yemisti haliyle bu gezide kesin beni dover diye dusunuyordum gidecegimiz yerleri gordukce : )

Neyse bakalim ilerleyen gunlerde yazilari yazmaya devam etmeye calisacagim, bu noktada lutfen sizlerde yazilarin sonrasinda bulunan yorum / cevap ekle gibi bolumlerden bana katilin, goruslerinizi paylasin.

Simdilik pilim bitti gece 1 deki aydinlik havamda Yakyemi isimli otelimsi yerime doneyim. Yarin bizi oradan sutlayacaklar cunku ufak bir yer ve konaklama imkanlari kisitli ve kazik. Baska birilerinin rezervasyonu varmis bizde muhtemelen yakinlardaki sirin ve buzlu : ) bir dag olan kamp alanita cadir kuracagiz gibi gorunuyor ama oncesinde benim deniz feneri sevgim sebebiyle Macellan Bogazi taraflarinda bir gemi turu yapmayi dusunuyoruz o sebeple erken kalkmam lazim.

Simdilik ben gidiyorum, gorusmek uzere. Sakin birseyler yazmayi unutmayin!

Sevgiler

Ba$ar

Posted 1 year, 8 months ago at 6:15.

Add a comment

Ushuaia – Arjantin

Cumartesi gunu sabah 06.55´te Istanbul Ataturk havalimaninda baslayan baydirici ve yorucu ucus macerasi 30 kusur saat sonra Turkiye’ye gore 4 saat geride olan Arjantin’in Ushuaia adindaki kucuk sehrinde sona erdi.
Burasini insanlar Antarktika’ya cok yakin olmasindan ve Guney Amerika kitasinin en guneydeki tek sehri olmasindan dolayi Dunyanin sonu olarak adlandiriyorlar eh hal boyle olunca benim gibi cografik sinirlar, kutup dairesi, ekvator gibi hayali cizgilere bayilan meraklilarin hedefleri arasinda yer aliyor.

Su an icin yaziyi yazdigim minik internet cafede saatler 02.30′u gosteriyor. Saat farkindan dolayi ve buraya gelene kadar Istanbulda 48 saat uykusuz kaldigim icin biraz kompostoya donmus halde ayaktayim

Hah guzel oldu, simdi internet kafenin sahibi 5 dakika sonra kapatiyoruz dedi. O zaman ben yazima burada ara verecegim, zaten bugun bu sayfanin ilk gunluk yazilari o yuzden sonraki gunlerde detayli olarak yazmaya calisacagim.

Simdilik bana iyi geceler, sizlerede iyi bayramlar : )

Posted 1 year, 9 months ago at 17:32.

Add a comment